![]() |
İslamiSohbet.Net/Forum - İslami Forum Sitesine Hoşgeldiniz. | ![]() |
|||||
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() İslam Devrimcisi |
KUR´ANI ANLAMA METODLARINA UYULMADIĞI İÇİN YANLIŞ AÇIKLANAN AYETLER
Bir çok ayetin meali ve açıklaması yanlıştır. Hac Suresi 15, Taha Suresi 96. ve Nur Suresi 33. ayetler buna örnek verilebilir. a- Hac Suresi 15. ayet Allah Teala şöyle buyurur: مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاء ثُمَّ لِيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ {15} “Kim Allah'ın, artık ona, dünyada ve ahirette yardım etmeyeceği kanaatine varırsa, bir sebebe tutunup semaya uzansın, öbür ilişkiyi kessin; bu yol kendini bunalımdan, gerçekten çıkaracak mı, ona baksın." (Hac 22/15) Bunun hemen arkasından şu ayet gelir: وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يُرِيدُ {16} İşte böylece biz onu apaçık ayetler olarak indirdik. Çünkü Allah, isteyeni yola getirir. (Hac 22/16) (1)Tefsirler ve meallerdeki açıklama Tefsirler ve mealler, bu ayeti üç şekilde açıklamaya çalışmışlardır: Birinci açıklamada; “Kim ona, Allah'ın dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa” bölümünde “ona” zamiri ile Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme işaret edildiği kabul edilir. Bu görüşte olanlar ikiye ayrılırlar. Bir gruba göre ayetteki sebeb, ip anlamınadır. Sema ile kastedilen de evin tavanıdır. Ayet şu anlama gelir: “Her kim Peygambere, Allah’ın dünyada da ahirette de yardım etmeyeceğini sanıyorsa evinin tavanına bir ip uzatsın, sonra intihar etsin; baksın ki, onun bu hilesi nefret ettiği şeyi giderecek mi ?” İkinci gruba göre semagök, sebeb ise bildiğimiz sebeptir. Ayet şu anlama gelir: “Her kim Peygambere, Allah’ın dünyada da ahirette de yardım etmeyeceğini sanıyorsa bir sebeple göğe uzanıversin de ona Allah’tan gelen vahyi kessin; baksın ki, onun bu hilesi nefret ettiği şeyi giderecek mi ?” İkinci açıklamada “ona” zamiri “= منkim”i gösterir, sebeb, ip, sema da evin tavanıdır. Ayet şu anlama gelir: “Her kim kendine, Allah’ın dünyada da ahirette de yardım etmeyeceğini sanıyorsa evinin tavanına bir ip uzatsın, sonra onunla intihar etsin; baksın ki, onun bu hilesi nefret ettiği şeyi giderecek mi ?” Taberi, Zemahşeri ve İbn Kesir bu iki anlamdan birincisini tercih etmişlerdir . Üçüncüaçıklamaya göre sema, bildiğimiz gök, sebeb ise ip anlamınadır. “... ilişkiyi kessin” diye tercüme edilen ليقطع“yol katetsin” yani dünya ile ilişkiyi kesip göğün yukarısına gitsin, peygambere gelen yardımı engellemeye veya rızık elde etmeye çalışsın, demek olur . Muhammed Esed bu anlamı tercih etmiş, farklı olarak sebeb’e yol anlamını vermiştir. Onun Türkçe’ye çevrilen meali şöyledir: “Kim Allah’ın kendisine bu dünyada da, ahirette de yardım etmeyeceğini düşünüyorsa göğe başka bir yolla ulaşmayı denesin de yol katetsin; ve böylece görsün bakalım bu hilesi onu sıkıntısından kurtaracak mı ?” Bazıları, bu ayetin, Hac Suresinin 11. ve 12. ayetleriyle ilişkili olduğunu söylemiş ama bunun nasıl bir ilişki olduğunu göstermemişlerdir. Yukarıdaki tefsir ve meallerin anlaşılamaz olduğu ortadadır. Çünkü ayet bağlantılarından koparılmış ve bir boşluk doğmuştur. Boşluğu gidermek için yeni hatalar yapılmış, bir hata diğerini doğurmuştur. Birinci açıklama tutarsızdır; çünkü “O” zamiri ile Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem’e işaret edilmesi imkansızdır. Zamirler, kendilerinden öncesini gösterirler. Hac Suresinin 1. ayetinden buraya kadar bir tek yerde Allah’ın Elçisinden söz edilmemiştir. Bu anlamı verenlerin birinci grubuna göre, Peygamber düşmanı olup Allah’ın peygamberine, dünyada da ahirette de yardım etmeyeceği kanaatinde olan kişi intihar etmelidir. Böyle bir kişi sadece mutlu olur. Hiç ona, “öfkeni gidermek için intihar et”, denir mi?. Bu tefsiri yapanlar, satır arasına bazı şeyleri sıkıştırarak hatayı azaltmaya çalışmışlardır. Elmalı’nın şu sözü, bu konudaki ortak tavrı yansıtmaktadır: “Yani onun o zanda bulunması, kin ve kıskançlığından, Peygamberin dünya ve ahirette ilahi yardım görmemesini ve başarıya ulaşmasını istememesindendir .” İkinci açıklama da tutarsızdır. Onlara göre. bu kişi göğe uzanıp gelen vahyi kesmeliymiş. Böyle bir şey kimin aklından geçer!? Ayet şöyle bitiyor: “.... baksın ki, tuzağı öfkelendiği şeyi giderecek mi?” İntihar edip ölen kişi dönüp neye bakabilir? Zemahşeri diyor ki: Tuzak denmesi, yapabileceği başka bir şey olmadığı içindir. “.... baksın ki, tuzağı öfkelendiği şeyi giderecek mi? sözü de, “hayal dünyasında böyle bir şeyi tasarlasın da baksın ki, peygambere gelen ve kendini öfkelendiren yardımı kesebilir mi?” anlamınadır . Göğün yukarısına doğru ip uzatılabilir mi? Yahut dünya ile ilişkiyi kesip göğün yukarısına hangi yolla gidilebilir? Bunu bugünkü uzay çalışmalarına delil gösterme imkanı da yoktur. Çünkü bu yorumu yapanlar, Peygamberin hayatında, ona muhatap olan kafirleri hedef almışlardır. İkinci açıklama da tutarsızdır. Allah’ın kendine dünyada da ahirette de yardım etmeyeceğini sanan kişinin öfkesini giderecek hile, yardım almasını sağlayacak hile olur. Yoksa intihar için hile yapılmaz. Allah kendine ahirette de yardım etmeyecekse neden intihar etsin? Allah’ın Kitabında böyle anlamsız şey olur mu? Allah insana çözüm yolunu gösterir, böyle batıl bir yol göstermez. Üçüncü açıklamanın da tutarlı bir yanı yoktur. Dünya ile ilişkiyi kesip göğün yukarısına doğru gitme, peygambere gelen yardımı engelleme veya kendi için rızık elde etme gayreti nasıl olabilir? İnsanların göğe ulaştıkları bir yol var mı ki, Muhammed Esed ayete, göğe başka bir yolla ulaşmayı denesin de yol katetsin; şeklinde anlam veriyor? Bu bölümde Hac Suresinin yalnızca 15. ayeti üzerinde durulmuştur. Aşağıda görüleceği gibi geleneksel yöntemde ayetlerin öncesi ve sonrası ile ve diğer ayetlerle bağlantısı yeteri kadar gösterilmediğinden 15. ayetle bağlantılı ayetler de anlaşılamaz biçimde yorumlanmıştır. Konunun bu yönü bundan sonraki bölümde ele alınacaktır. (2 )Müteşabih ve mesani yöntemiyle açıklama Kur’an’ın diğer ayetleri gibi Hac Suresinin 11’den 16’ya kadar olan ayetleri de birbiriyle ilişkilidir. 11. Ayet: “İnsanlardan kimi Allah'a sınırda kulluk eder. Eline bir imkan geçse rahatlar; başına bir sıkıntı gelecek olsa yüz çevirir. Böylesi dünyayı da kaybeder, ahireti de. Apaçık kayıp işte budur.” Herkes, bu dünyada imtihandan geçirilecektir. Kimileri; “Başlarına bir sıkıntı geldiğinde şöyle derler: "Biz zaten Allah'a aidiz; nasıl olsa ona döneceğiz." (Bakara 2/156) Kimileri bu sabrı gösteremez, “Allah'ın çevresinden, kendisine zarar vermeyecek ve yarar da sağlamayacak şeyi yardıma çağırır. İşte bu, derin bir sapıklıktır”(Hac 22/12). Kimi müslümanlar böyle durumlarda Eyüp Sultan gibi yatırlara koşar, onun ruhaniyetinden yardım isterler. Allah Teala şöyle buyurur: “De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yeryüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz. Allah’ın yakınından kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseleri yardıma çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.” (Ahkaf 46/4,5) Ama bu şahıs, onlara sığınmakla yetinmez, Allah’a yakın bildiği gerçek bir kişiyi “Zararı yararından yakın olan kişiyi de yardıma çağırır.” (Hac 22/13). Onun desteğini almak için cemaatine katılması gerekir. “... O ne kötü bir yardımcı ve bu ne kötü bir cemaat üyeliğidir.” (Hac 22/13). Halbuki yardım istediği kişi de yardıma muhtaçtır. Bu konuda Allah Teala şöyle buyurur: “Onun yakınından çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler.” (Araf 7/192) Sonra bu aracılara kul olur, hediyeler, adaklar sunar, huzurlarında saygıyla eğilir ve şirke girerler. Ellerine bir şey geçmeden en büyük zarara uğrarlar. Allah Teala şöyle buyurur: “Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah’ın yakınından tanrılar edindiler. Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler. “ (Yasin 36/74-75) İnsanların çoğu, olağan üstü saydıkları bir kısım varlıklar, ata ruhları ve Allah’a yakın bildikleri kişiler aracılığı ile Allah’a ulaşmaya çalışırlar. İşte bu, hak ile batıl inançları ayıran temel farktır. İşte Hac suresinin 11, 12 ve 13. ayetler, bu yola girenlerin derin bir sapıklığa düşmüş olacağını, bildiriyor. 12. ayette yardıma çağrılan, ما= şey ile ifade edilmiş ve onun; zarar vermeyecek, yarar da sağlamayacak şey olduğu vurgulanmıştır. 13. ayette ise من= kişi ile ifade edilmiş ve zararının yararından yakın olduğu bildirilmiştir. Bunlar, iki farklı şeyin yardıma çağrıldığını gösterir. Ama geleneksel yöntemde bu fark görülmemiş, her iki ayette de yardıma çağrılanın putlar olduğu sanılmıştır. Çağdaş tefsircilerden Muhyiddin ed-Derviş 13. ayeti, 12. ayetin tekrarı, onun bedeli saymıştır. Aşağıda görüleceği gibi bu, ez-Zemahşeri’nin yorumudur. Bedel, bir kelime veya cümlenin diğerinin yerine geçmesidir. İkinci ayeti birincinin bedeli saymak aradaki farkı görmemek, yani ikinci ayeti, mana olarak birincinin tekrarı saymak olur. Bu; birinci ayetteki, zarar vermeyecek ve yarar da sağlamayacak şey, ifadesini ikinci ayette; zararı yararından yakın olan şey olarak değiştirmek olur. Bu da putun zarar verebileceğini, yarar da sağlayacağını, ama zararının yararından yakın olduğunu kabul etmek ve, çok sayıda ayetle çelişmek olur. Ez-Zemahşeri, bu büyük hatadan döneceğine şunları söylemiştir: “Eğer dersen ki, putların zarar vermesi veya fayda sağlaması reddedilmişken bu iki ayette var gösterilmiştir; bu bir çelişki değil midir? Derim ki; mana kavranırsa bu anlayış ortadan kalkar. Şöyle ki, Allah Teala, kafiri zavallı duruma sokmuştur. Çünkü o, fayda ve zarar verme gücü olmayan cansız bir maddeye kul olur. Cahilliği ve sapıklığı sebebiyle inanır ki, şefaat isteyeceği zaman puttan yararlanacaktır. Sonra bu kafir, kıyamet günü putlar sebebiyle zarar gördüğünü, onlara kul olduğu için cehenneme girdiğini, iddia ettiği şefaatten de bir iz olmadığını görünce bağırıp çağırır ve şöyle der: “Zararı yararından yakın olan kişi!. O ne kötü yardımcı ve ne kötü bir arkadaştır .” Zemahşeri’nin bu yorum kabul edilemez. Ebedi cehenneme mahkum olmuş kafir o anda, putun hangi yararını bekleyebilir ki “zararı yararından yakın” diyebilsin? Zemahşeri o iki ayeti bir de şöyle yorumluyor: “... Ya da “çağırır” ifadesi tekrarlanmış, sanki Allah Teala şöyle demiştir: “Allah'ın çevresinden, kendisine zarar vermeyecek ve yarar da sağlamayacak şeyi yardıma çağırır da çağırır.”Sonra da sanki Allah, şöyle devam etmiştir: Mabut sayıldığı için “zararı”, şefaatçi sayıldığı için “yararından yakın olan kişi” ne kötü yardımcıdır! ” Zemahşeri’nin bu ikinci yorumu hiç kabul edilemez. Çünkü bu, putun şefaatçi olacağını kabul etmek olur. Muhyiddin ed-Derviş diyor ki; 12. ayetle ilgili yorumların sayısı yediye ulaşır. Ancak onların hepsi mantık dışıdır... Bu ayet, nahiv ve tefsir alimlerini meşgul etmiş ama onlar, susuzluğu giderecek bir yorum getirememişlerdir . İkinci ayet, birincinin tekrarı sayılırsa, bu işin içinden elbette çıkılamaz. Bunlar, insanların din perdesi altında nasıl sömürüldüğünü görebilselerdi ayetleri doğru yorumlarlardı. Allah Teala şöyle buyurur: “Allah'la kendi aralarında hahamlarını ve ruhbanlarını rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa onlara, tek ilah olan Allah'a kul olmaları dışında bir şey emredilmemişti. Ondan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeyden uzaktır.” (Tevbe 9/31) 12. ayetin sonundaki aşirالعشير kelimesi de önemlidir. Aynı soydan gelip birlikte yaşayanlara aşiret denir. Aşir ise, aynı soydan olan veya birbirini tanıyanlarla birlikte yaşayan kişidir . Bugün buna parti, grup veya cemaat üyesi denir. Allah’a yakın olduğuna ve manevi yardım yapacağına inanılan kimselerin etrafında cemaat oluşur. Onlara sığınanlar cemaate girer ve orada olmanın bazı faydalarını görebilirler. Ayette sözü edilen menfaat bu olmalıdır. Şu ayet, böyle bir menfaate dikkat çekmektedir: (İbrahim) şöyle demişti: "Allah ile aranıza koyduğunuz putlara tutulmanız sadece bu hayatta birbirinize karşı bir sevgi ortamı oluşsun diyedir. Sonra, kıyamet gününde biriniz değireni tanımayacak ve biriniz diğerine lanet edecektir. Varacağınız yer o ateştir; size yardım eden de olmayacaktır." (Ankebüt 29/25) Sıkıntılar karşısında sabır gösteren ve yanlış bir şey yapmamaya çalışanlar azdır. Ama “Allah, iman eden ve iyi işler yapanları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah, dilediğini yapar.” (Hac 22/14) Allah'a sınırda kulluk eden, eline bir imkan geçince rahatlayan; başına bir sıkıntı gelince de aracılara yönelen kişinin Allah’ı ikna çabaları başarısızlıkla sonuçlanır ve bunalıma girer. “Allah'a ortak koşan öyle olur ki, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor.” (Hac 22/31). Sıkıntı geçmeyince, artık dünyada da ahirette de Allah’tan yardım görmeyeceği kanaatine varır. Ama Allah, Hac suresinin 15. ayetinde ona demiş oluyor ki: O yanlış yolları bırak, emrime uy ve bana yönel de o bunalımdan çıkıp çıkmayacağını gör. Bize göre Hac suresi 15. ayetin doğru meali şöyledir: “Kim Allah'ın, artık ona, dünyada ve ahirette yardım etmeyeceği kanaatine varırsa, bir sebebe tutunup semaya uzansın, öbür ilişkiyi kessin; bu yol kendini bunalımdan, gerçekten çıkaracak mı, ona baksın." (3) Ayette geçen kelimeler: (فليمدد): Med kökündendir. Med, bir şeyi çekip uzatmak ve bir vasıtayla biriyle dikey ilişki kurmak anlamına gelir . (أصل المد جر الشي في طول وا تصال شيء بشيء في استطالة) . (السبب): Sebeb, aracı, vesile, vasıta ما يتوصل به إلى غيرهanlamınadır . Müslüman Allah’a karşı aracı koymaz, Ama onun sarılacağı sebepler ve vesileler vardır. Allah Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, ona bir vesile arayın. Onun yolunda gayret gösterin. Belki umduğunuza kavuşursunuz.” (Maide 5/35) Allah Teala yardım isteme konusunda şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Sabır göstererek ve namaz kılarak yardım isteyin. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 2/153) Bir ayet de şöyledir: “Kimler inanmış, iyi işler yapmış, namazı sürekli kılmış, zekatı vermiş olurlarsa onların Rableri katında ücretleri vardır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzüntü çekerler.” (Bakara 2/277) ( السماء ) Sema, Allah’a duadan kinayedir. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin duası ile ilgili aynı kelime kullanılmıştır. قد نرى تقلب وجهك في السماء“Yüzünün, zaman zaman gökte aranıp durduğunu görüyoruz.” (Bakara 2/144) (ليقطع) “öbür ilişkiyi kessin” diye tercüme edilmiştir. Çünkü o kişiyi bunalıma sokan, Allah’a karşı arabulucu koyma çabasıdır. Arabulucu Allah’a ait özellikler taşımalıdır ama öyle bir varlık olmaz. Bu yola giren kişi, arabulucu saydığı varlığa, kendi zihninde Allah’a benzer özellikler ve yetkiler verir ve şirke girer. Bu onu, tam bir kayba uğratır. Öyle ise o ilişki derhal kesilmelidir. (ثم) atıf edatına derhal anlamı verilmiştir. Çünkü aşağıdaki ayette olduğu gibi bu kelime, معanlamına da gelir ., “O, aynı zamanda iman edip biri birine sabrı tavsiye eden ve merhametli olmayı tavsiye edenlerden oldu.” (Beled 90/17) (هـل) soru edatı, somut bir olayla ilgi olumlu cevap almak için kullanılır. Zihinde canlandırılan yahut olumsuz cevap beklenen bir soruda kullanılmaz . Ama tefsir ve meallerde bunun tam tersi bir anlam verilmiştir. (الكيد) Keyd, bir şeye yaklaşma, çare bulma ve gayret gösterme anlamına gelir. Kişinin kendine keydi, kendine iyilik yapması, yönünü iyi belirlemesi demek olur . Ayetteki keyd, kişinin kendine keydi olduğu için ona “bu yol” anlamı verilmiştir. (غيظ) ğayz; hışım ve gazab, tansiyonun yükselmesinden doğan ve giderek artan kızgınlık anlamına gelir . Bu kızgınlık kişiyi bunalıma sokacağı için bunalım diye tercüme edilmiştir. Hac suresinin 11’den 15’e kadar olan ayetlerine yukarıdaki anlamlar verilince şu 16. ayet çok uygun düşmektedir: “İşte böylece biz onu apaçık ayetler olarak indirmişizdir. Çünkü Allah, isteyeni yola getirir." Geleneksel yöntemde bu yola gidilmediği için o açık ayetler, anlaşılmaz hale gelmiştir. Bu sebeple onlar, 16. ayeti de farklı açıklamak zorunda kalmışlardır. Taberi’nin açıklaması şöyledir: “Allah Teala diyor ki: Ey insanlar! Ölen bir kimsenin yok olmasından sonra ona yeniden hayat vermeye gücümün yeteceğini size delilleriyle açıklayıp izah ettiğim gibi aynı şekilde bu Kur’an’ı, Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, açık ayetler olarak yani Allah’ın yola gelmesini istediği kişileri doğruya yönelten işaretler olarak indirmişizdir .” İnsan bir kere yanlış yola girdimi yanlışlar birbirini kovalamaktadır. b- Taha 96. ayet Meali ve açıklaması yanlış olan ayetlere bir örnek de budur. Allah Teala şöyle buyurur: قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُقَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِينَفْسِي Samiri dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm ve o elçinin yoluna önce sıkı sıkıya sarıldım; sonra bıraktım. Canım böyle istedi.” (Taha 20/96) Geleneksel yöntemde (الرَّسُولِ), Cebrail aleyhisselam; (قَبْضَةً), mef’ulün bih sayılmış ve buna uygun olarak ayete, şöyle meal verilmiştir: Samiri dedi ki:“Ben onların görmediklerini gördüm. Cebrail’in izinden bir avuç aldım, sonra onu attım. Canım böyle istedi.” Bu mealden bir şey anlaşılamayacağı için eklemeler yapılmıştır. Süleyman ATEŞ’in meali şöyledir : (Samiri) Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. (Cebrail’in sana vahiy getirdiğini gördüm. O ruhani varlığın, ayağının değdiği her yeri ihya ettiğini biliyordum. O elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım, onu (eritilmiş mücevheratın içine) attım; nefsim bana böyle yapmayı hoş gösterdi. Çünkü “Samiri onlara, böğüren bir buzağı heykeli çıkarmıştı. "Bu sizin tanrınızdır; Musa'nın tanrısı da budur, ama o unuttu" demişlerdi”. (Taha 20/88) Heykelin yapımında ve böğürmesinde, Cebrail aleyhisselamın izinden alınan toprağın etkili olduğu yolunda hikayeler vardır. Bu konuda Taberi, İbn Abbas’tan şöyle bir rivayet nakleder: İsrailoğulları, Firavun hanedanından kalma ziynetleri ateşe attı, parça parça oldu. Samiri, Cebrail’in atının izini gördü. Oradan toprak aldı ve ateşe attı ve “Böğüren bir buzağı, bir ceset ol.” dedi . Firavunların kurduğu büyük medeniyeti görmeyenler, böğüren bir heykelin, ancak böyle hayali bir olayla ortaya çıkabileceğini düşünmüş olmalıdırlar. Bu asılsız iddianın ayete bulaştırılması şaşırtıcıdır. Halbuki, ayetin öncesi ve sonrası Musa aleyhisselam ve kavmi ile ilgilidir. Oradaki resul Musa’dır. İsrailoğulları, başlangıçta onun yoluna sarılmışlardı. O Sina dağında Allah'a şöyle demişti: قَالَ هُمْ أُولَاء عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُإِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى “Onlar benim yoluma girdiler. Razı olasın diye sana çabucak geldim, Ya Rab!” Ama Musa aleyhisselamdan sonra, onun bilmediği bir şeyler olmuştu. Allah Teala şöyle dedi: “Senden sonra kavmini imtihana soktuk, Samiri onları yoldan çıkardı.” (Taha 20/84-85) Samiri’nin onları yoldan çıkarması için önce kendinin çıkması gerekir. Çünkü bu ayetler, daha önce Samiri’nin de her kes gibi Musa’nın yolunda olduğunu gösterir. (هُمْ أُولَاء عَلَى أَثَرِي) ayetinde, (أَثَرِي)‘deki nefs-i mütekellim yası yerine, Musa aleyhisselamı gösteren “resul” kelimesi konsa (أَثَرِالرَّسُول) olur. Taha 96’da Samiri’nin dediği bundan başkası değildir. Onun farkı, Musa aleyhisselamın dinini, başlangıçta diğer insanlardan daha iyi kavraması ve daha sıkı sarılmasıdır. فَقَبَضْتُ قَبْضَةً cümlesinde (قَبْضَةً) mef’ulü bih değil, mef’ülü mutlaktır. Mef’ülü bih olursa anlamı, “bir avuç aldım” olur. Mef’ülü mutlak olursa “sıkı sıkıya sarıldım” demek olur. Verdiğimiz meal, “önce sıkı sıkıya sarıldım” şeklindedir. “önce” kelimesinin eklenmesi, (قَبْضَةً)’ın mastar bina-i merre olmasından dolayıdır. (فَنَبَذْتُهَا) daki (ها) zamiri (أَثَرِ)’i gösterir, sünnet demek olduğu için müennestir. Buna göre anlam şöyle olur: “Sonra o elçinin yoluna sarılma işini bıraktım”. Bu anlam Kur’an’a uygundur. Nitekim ahirette yüzleri kara çıkanlar, önce inanmış, sonra yoldan çıkmış olanlardır. Allah Teala şöyle buyurur: O gün kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler de kararacaktır. Yüzleri kararanlara denecek ki: "İnanmanızdan sonra görmezlik mi ettiniz? Görmezlik etmenize karşılık tadın o azabı"(Al-i İmran 105) Peygamberimizi sıkıntıya sokan münafıklar da önceleri inanmışlardı. İlgili ayetler şöyledir: O münafıklar sana geldiklerinde şöyle dediler: "Biz tanıklık ederiz ki, sen, gerçekten Allah'ın elçisisin" Allah biliyor ki, sen elbette kendi elçisisin. Ama Allah tanıklık eder ki, o münafıklar kesinlikle yalancıdırlar. Yeminlerini kalkan edip Allah yolundan çekildiler. Ne kötü şey yapıp duruyorlar! Bu, şundandır: Onlar önce inandılar, sonra görmezlik ettiler, sonra kalplerinde farklı bir yapı oluştu. Artık anlamazlar. (Münafikun 63/1-3) c- Nur 33 Meali ve açıklaması yanlış ayetlerden biri de budur. Allah Teala şöyle buyurur: وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَىالْبِغَاء إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِّتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَاوَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِن بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌرَّحِيم “Eğer iffetli kalmak isterlerse, dünyalık arzusu ile kızlarınzı yoldan çıkmaya zorlamayın. Kim zorlarsa... Allah, zorlanmalarından sonra o kızları elbette bağışlar ve ikramda bulunur.” (Nur 24/33.) “Yoldan çıkma” diye tercüme edilen “el-biğa” kelimesidir. Peygamberimiz, şahitsiz nikaha dayalı ilişkiyi yoldan çıkma saymış ve şöyle demiştir: “Yoldan çıkmış kadınlar, kendilerini şahitsiz olarak nikahlayanlardır .” İbn Abbas da “Yoldan çıkmış kadınlar, kendilerini velisiz olarak nikahlayanlardır ” demiştir. Buhari bu ayeti, zorla kıyılan nikahın geçersiz olacağına delil göstermiştir . Ayet, bağlantılarıyla düşünülürse bir kızı, istemediği bir erkekle nikahlamak, onu yoldan çıkmaya zorlamak olur. Velisini bu işe yönelten, dünyalık arzusundan başkası değildir. Kadının yoldan çıkması, genellikle zinaya düşmesi anlamına gelir. Bu sebeple tefsirler ve mealler, ayete, “... cariyelerinizi, şu hayatın malını arzu ederek zinaya zorlamayın.” Şeklinde anlam vermişlerdir. Bunun için, “genç kızlarınız” anlamına gelen (فَتَيَاتِكُمْ)’e “cariyeleriniz”; “el-biğa” kelimesine de zina anlamı vermişlerdir. Örnek olarak Süleyman ATEŞ’in meali şöyledir: Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz Allah (fuhşa) zorlanmalarından sonra (o kadınlara karşı) bağışlayıcı ve esirgeyicidir . Ömer DUMLU ve Hüseyin ELMALI, ayete şu meali vermişlerdir: Genç cariyelerinizi, evlenip iffetli olmak istiyorlarsa, dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek arzusuyla, fuhşa zorlamayın. Kim istemedikleri halde onları fuhşa zorlarsa bilsin ki Allah onları bağışlar ve onlara acır . Yaşar Nuri ÖZTÜRK, biraz farklı bir meal vermiştir: Hizmetinizdeki genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için, fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı altında tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir . Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ün mealine göre hizmetimizdeki genç kızlar kendi arzularıyla zina yaparlarsa bundan para kazanabiliriz. Eğer namuslu kalmak istemiyorlarsa onları zinaya zorlamakta da bir sakınca yoktur. Diğer tefsir ve meallere göre aynı şeyi sadece cariyeler için yapabiliriz. Zinayı büyük günahlardan sayıp yasaklayan, “Sakın zinaya yaklaşmayın, çünkü o çirkin bir iştir ve kötü bir yoldur.” (İsra 17/32) diyen bir dinin buna müsaade etmeyeceği açıktır. Nur Suresinin 30 ve 31. ayetleri, hür ve köle ayırımı yapmadan kadın ve erkeğin birbirine karşı davranışlarını ve kadınların nasıl örtüneceğini anlatmış, zinayı önleyici tedbirler almıştır. 32. ayette ise şöyle buyurulmuştur: İçinizden evli olmayanları evlendirin, köle ve cariyelerinizden elverişli olanları da. Eğer yoksul iseler Allah onları kendi vergisiyle varlığa kavuşturur. Allah varlıklıdır, bilir. Ayrıca burada “el-biğa” kelimesine zina anlamı vermek doğru değildir. “el-biğa” yoldan çıkma anlamına olduğu için Araplar zinaya da mecazen el-biğa derler. Türkçemizde de zina eden kişiye “yoldan çıkmış” denir. Ancak kelimenin hakiki anlamını verme imkanı olmayan bir yerde mecaza gidilir. Burada ise tam ters bir durum vardır. Zaten Kur’an, bağy ile fuhşu ayırmıştır. Allah Teala şöyle buyurur: وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْي Allah fuhşu, fenalığı ve isyanı yasak eder. (En-Nahl 16/90) Arapça’da matuf, matufun aleyhin aynı değil, gayrıdır. Burada da bağy, fuhş üzerine atfedilmiştir. Ayet, kızların zorla evlendirilmelerini yasaklamaktadır. Çünkü zorla evlendirilen kız, haddi aşar ve isyan eder. Bir bakire kız Aişe’nin yanına geldi ve ”Babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe, “Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem gelinceye kadar otur.” dedi. Sonra Allah’ın Elçisi geldi. Kız durumu ona haber verdi. O, hemen babasına bir adam gönderip çağırttı. O konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki: “- Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama bu konuda kadınların bir hakkı var mı, yok mu; onu öğrenmek istedim .” |
|
|
|
| Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :) |
| Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|