![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() Status: Özel Üye
Üyelik tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 666
Tecrübe Puanı: 3
![]() |
Ilahi adaletle ilgili sorularin çogu, insanlarin sosyal hayattan aldiklari payla ilgili oluyor. Zenginlik-fakirlik meselesi sikça gündeme geliyor. Ve çogu zaman söyle bir soruya muhatap oluyoruz:
“Insanlarin dünya nimetlerinden aldiklari paylardaki farklilik, Ilahi adalet yönünden nasil yorumlanabilir?” Öncelikle bir hususu açiklamak isteriz: Toplum hayatinda, yüksek makamlara çikmak, servet sahibi olmak çogu insanimizin ortak arzusudur. Ama kainattaki rahmet tecellileriyle bu arzumuz birlikte degerlendirildiginde söyle bir gerçekle karsilasiriz: Bu dünya bizim sandigimiz gibi, bir saadet yeri degil. Eger öyle olsaydi, dünyayi bize besik, günesi lamba yapan, bitkileri ve hayvanlari hizmetimize veren Rabbimiz, bize de hayvanlar gibi dertsiz, tasasiz bir hayat sürdürebilirdi. Bizi toplum hayatinin içine atmaz; bitmek tükenmek bilmeyen problemlerle ugrastirmazdi. En serefli mahlük olan insan, en büyük çilelerin hedefi!. Bu çok enteresandir ve bu nokta üzerinde ne kadar durulsa yeridir. Bence, dügüm ancak su gerçekle çözülür: “Bu dünya insanlarin imtihan meydanidir. Gerçek saadet ve azap diyari ölüm ötesindedir.” Bir hadis-i serifte, “Dünyada rahat yoktur” bir baskasinda ise “Dünya ahiretin tarlasidir” buyurulur. Bu iki kelami birlikte düsündügümüzde su gerçek ortaya çikar: “Tarlada rahat yoktur.” Insan bir ömür boyu çalisir; günah olsun, sevap olsun bütün mahsülünü ahirete gönderir. Demek ki, önemli olan tarlada çok kalmak, çok yiyip içmek degil, bir seyler derleyerek köye dönmektir. Günümüz insanlari saadeti tarlada ariyor ve bu konuda birbirleriyle kiyasiya yarisiyorlar. Ve bu yarista herkes |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|