|
|
|
|
|
Hac
Nedir? |
 |
|
Hac,
sözlükte saygıdeğer makamlara
isteyerek ziyarette bulunmak demektir. Dindeki anlamı
ise ihrama girerek
belli günde Arafatta bulunmak ve Kâbe'yi usûlüne uygun olarak
ziyaret
etmektir. Hac yapmak,
namaz kılmak
ve oruç
tutmak gibi farzdır, yani Allah'ın emridir. |
|
Hacı
Nedir? |
|
Zamanında
ve usûlüne
uygun olarak
Kâbe'yi ziyaret eden kimseye 'Hacı' denir. Çoğulu Hüccac'tır. |
|
Hac
Ne Zaman Farz Kılınmıştır? |
|
Hac,
Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye
hicret etmesinden 9 yıl sonra farz kılınmıştır. Bu yıl Peygamberimiz
Hz.
Ebu Bekir'i 'Hac Emiri' tayin etmiş, kendileri de bir yıl sonra
yani
hicretin onuncu yılında haccetmişlerdir. Bu, Peygamberimizin ilk
haccı olduğu gibi buna "Veda Haccı"
denir. Çünkü Peygamberimiz bundan
sonra
-vefat ettikleri için- haccetmemiştir. |
|
Haccın
Diğer
İbadetlerden Farkı Nedir? |
|
Haccın
diğer ibadetlerden
farklı yönleri vardır. Haccın dışındaki ibadetler, namaz ve oruç gibi
ya
yalnız bedenî yahut zekât gibi yalnız malîdir. Hac ise hem malî ve hem
de bedenî bir ibadettir.
Diğer
ibadetler her yerde yapılabilirken
hac, ancak belli yerde Mekke-i Mükerreme'de yapılabilmektedir. Bunun
için
dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve hali vakti yerinde olan
müslümanlar
bu ibadeti yapmak için Mekke-i Mükerreme'ye gelmek zorundadırlar.
Ayrıca,
haccın diğer ibadetlere
göre bazı zorlukları vardır. Çünkü bu ibadet, pek çok insanın alışkın
olmadığı,
iklim şartlarını yaşamadığı bir yerde yapılmaktadır.
|
|
Hac Günleri Değişir
mi?? |
|
Son günlerde bazı kimseler,
haccın, Peygamberimizden itibaren bugüne kadar yapılagelmiş olan belli
günler dışında da yapılabileciğini, bu suretle belli günlerde
yapılmasından
kaynaklanan izdihamın da önlenmiş olacağını söylüyorlar. Buna da Bakara
sûresindeki "Hac bilinen aylardadır." (1)
Âyet-i kerîmesini delil
gösteriyorlar. Bu iddia
yanlıştır.
Çünkü Kur'an-ı
Kerîm ayrıntılara inmez. Ayrıntıları Peygamberimiz uygulama ve ifade
olarak
açıklıyor. Kur'an-ı Kerîm Peygamberimize indirilmiş ve onu açıklaması
için
de görevlendirilmiştir. Nitekim:
"Kendilerine
indirileni insanlara
açıklaman için sana Kur'an'ı indirdik. Umulur ki düşünürler" (2)
buyurulmuştur.
Ayrıca Kur'an-ı Kerim Peygamberimiz'e itaatın Allah'a itaat olduğu (3),
emrettiği her şeyin yapılması ve yasakladığı her şeyden de sakınılması
gerektiği (4) bildirilmiştir.
Namaz, oruç ve zekâtın
farz
olduğu
Kur'an-ı Kerim'de bildirildiği halde ayrıntılarına yer verilmemiş,
ayrıntılar
Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.
Haccın sınırlı
günler
dışında da
yapılabileceğini söyleyenlerin delil olarak gösterdikleri Bakara
sûresinin:
"Hac bilinen aylardadır" âyetinde, bu bilinen ayların hangi aylar
olduğu
belirtilmemiştir. Bu ayların da hangi aylar olduğu yine Peygamberimiz
tarafından
açıklanmıştır.
Diğer taraftan
Mekke-i
Mükerreme
hicretin 8'nci yılında 20 Ramazan'da fethedildiği halde, o yıl
Peygamberimiz
sadece umre yapmış ve Zilkâde ayında Medine'ye dönmüştür. Ayrıca
Peygamberimiz:"Hac ibadetinizi
öğreniniz, benim yaptığım gibi yapınız" 5)
buyurmuştur.
Bu itibarla hac
ibadetinin, Peygamberimizden
itibaren günümüze kadar uygulanagelmiş olan şekli ve zamanı hakkında
son
zamanlarda ortaya çıkan farklı yorumların hiçbir değer taşımayacağı
açıktır.
Bu yazı "Hac, Lütfi ŞENTÜRK, Diyanet Aylık Dergisi
2000
Şubat " esas alınarak yeniden düzenlenmiş ve kısaltılmıştır. Yazının
tamamına anılan dergiden erişebilirsiniz.
1-
Bakara, 197.
2- Nahl, 44.
3- Nisa, 80.
4- Haşr, 7.
5- Müslim, Hac, 310. |
|
Hac ile ilgili
Ayet-i Kerimeler |
|
|
"Şüphesiz,
'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi
(Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde
kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa
(karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir,
bilendir."
(Bakara,158)
|

|
"Sana,
hilalleri sorarlar. De ki: "O, insanlar ve
hacc için belirlenmiş vakitlerdir...".
(Bakara,189) |
|
"Haccı
ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer
nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban
yerine varıncaya kadar
başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden
hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya
kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca
kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek
gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak
üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah,
muhakkak cezası pek çetin olandır."
(Bakara,
196)
|

|
|
"Hacc,
bilinen
aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se,
(bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek
yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin,
şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden
korkup-sakının."
(Bakara,
197)" |
 |
|
"(Hacc)
ibadetlerinizi
bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi,
hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi
vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi
yoktur."
(Bakara,
200) |

|
|
"Orada
apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o
güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi
Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz,
Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır."
(Al-i İmran, 97) |

|
|
"Ey
iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık
hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve
hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin.
İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi
aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve
haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten
Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır."
(Maide, 2) |

|
"Hani
Biz İbrahim'e Evin
(Kabe'nin) yerini belirtip
hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak
koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için
Evimi tertemiz tut."
(Hac,
26)
|

|
|
"İnsanlar
içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak
yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana
gelsinler."
(Hac,
27) |

|
|
"Kendileri için birtakım
yararlara şahid olsunlar ve
kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli
günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan
yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun."
(Hac,
28) |

|

|

|
|
|
Hac
Kimlere
Farzdır? |
|
Haccın
farz olmasının şartları şunlardır:
1- Müslüman olmak,
2- Akıllı olmak,
3- Erginlik çağına
gelmiş
olmak,
4- Hür olmak,
5- Hacca gidip
gelmeye
malî
imkanı müsait olmak. Bu şart şöyledir: Temel
ihtiyaçlarından başka, hacca
gidip gelinceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile
fertlerinin
sosyal durumlarına uygun normal geçimlerini sağlayacak servete sahip
olmasıdır.
6- Vakit, yani
haccın eda
edildiği
vakte erişmiş bulunmak.
7- Haccın farz
olduğunu
bilmek.
Bu şart gayr-i müslim bir ülkede İslâmiyeti kabul eden kimseler için
sözkonusudur.
İşte bu şartları
taşıyanlara hac
farz olur. Bu şartlardan birisi eksik olursa hac farz olmaz.
Bu
şartlar
kendisinde bulunan kimseye hac farz olmakla beraber, haccı eda
edebilmesi
için gerekli olan başka şartlar da vardır. Bunlara "Haccın vucûb-ı
edasının
şartları" denir. Bu şartlar da şunlardır:
a) Sağlıklı olmak.
Kör,
felçli,
kötürüm ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede yaşlı ve hasta
olmamak.
b) Tutuklu
bulunmamak.
c) Yol
güvenliği
olmak,
d)
Kadınların yanlarında eşleri
veya mahremleri bulunmak. Mahrem demek evlenmeleri caiz olmayan
yakınlar
demektir. Baba, oğul, kardeş, amca, dayı ve damat gibi yakınlar,
kadının
mahremleridir.
e) Eşi ölmüş veya
boşanmış
kadınların
iddet süreleri bitmiş olmalıdır. İddet süreleri içinde hacca gitmeleri
uygun değildir.
Kaynak: Hac, Lütfi
ŞENTÜRK, Diyanet Aylık Dergisi 2000
Şubat |
|
Hac
ve
Kadın |
|
-Hac ve
umrenin yerine getirilişi
açısından kadınlarla erkekler arasında bir fark yoktur.
-Kadınlar
için erkeklerde olduğu gibi özel bir ihram kıyafeti söz konusu
değildir.
-Elbise, baş örtüsü,
çorap, ayakkabı gibi her zaman giydikleri
kıyafetlerini
giyerler.
-Özellikle namaz
kılarken,
erkek safları
arasında
kalmayıp kadınlara ait yerlerde namaz kılarlar.
-Adetliyken ihrama giren
veya ihrama girdikten sonra adet görmeye başlayan kadınlar, tavafın
dışında
haccın bütün menasikini yerine getirebilirler.
-Adetliyken ihrama giren ve
ihrama girdikten sonra adetleri bitmeden
Arafat'a
çıkmak durumunda kalan hanımlar daha baştan ihrama girerken İfrad
haccına
niyet etmelidirler.
Neler
yapmazlar?
-Yüzlerini örtmezler.
-Erkeklerin yaptığı
gibi
telbiye, tekbir, tehlil, salavat okurken ve
dua ederken seslerini yükseltmezler.
-Tavafta hızlı ve
çalımlı
yürüyerek
"Remel",
Sa'yda da yeşil
direkler arasında koşar adımlarla yürüyerek
"Hervele"
yapmazlar.
-İzdiham olan yerlerde
mümkün
olduğu kadar erkeklerin arasına
girmemeye özen gösterirler.
-Adetliyken
Harem-i
Şerif'e
giremezler.
|
|
Hacca Neler Götürmeliyiz?
|
|
Niyetimizi: Hac,
mümin
için kendisini tanıma sürecidir. Bu sebeple oraya giderken
Allah’a en yakın olabileceğimiz bir zaman dilimini değerlendirme
niyetiyle gitmeli ve bunu elde etmek için azami gayret sarf etmeliyiz.
İhlâsımızı:Hacca
sadece Allah emrettiği için gitmeli ve dünyevi hiçbir beklenti
içine girmemeliyiz. Oraya, yakınlarımıza hediye almak, çarşı pazar
dolaşmak ya da insanların “Artık hacca gitmen lazım!” şeklindeki
baskılarından kurtulmak için değil, kulluk hayatımıza yeni bir ivme
kazandırmak ve Allah’la irtibatımızda yeni sayfalar açmak için
gitmeliyiz.
Kalbimizi: İbadetlerde kalb huzuru, Allah’ın
huzuruna giderken kalbimizi de
yanımızda götürmek demektir. Bütün benliğimiz ve hissiyatımızla oraya
yönelmeli, O’ndan gayrısının gölgesinin bile üzerimize düşmesine izin
vermemeliyiz. Gerek kendi kusur ve günahlarımız gerekse yeryüzündeki
bütün Müslümanların perişaniyet ve çaresizliklerinden dolayı kırılan
kalbimizi de yanımızda götürmemiz bereketli bir haccın gereklerindendir
Acz ve fakrımızı:
İnsan fıtraten acizdir ve ihtiyaçları çoktur. Hacda ihramın giyilmesi,
dünyevi hiçbir makam, mevki ya da statünün orada bir ayrıcalık sebebi
olmaması bunun bir ifadesi gibidir. İnsan acz ve fakrının farkında
olarak orada bulunmalı ve ibadetini bu lisanla yerine getirmelidir.
Izdırabımızı:
Hac, dünyanın her tarafından milyonlarca müminin bir araya geldiği
külli bir ibadettir. Orada yapılan dualar, hem zaman ve mekânın
kudsiyetinden hem de yönelişin külliyetinden dolayı kabule karin olur.
Bunu fırsat bilip kendimiz ve ailemizden önce yeryüzünde maddi ve
manevi depremlerle sarsılan bütün Müslümanlar için duyduğumuz ızdırabı,
iç burukluğunu, Müslümanların perişaniyet ve mağduriyetini de yanımızda
götürmeliyiz.
Kardeşlik duygularımızı:
Hac ibadetimizi yerine getirirken farklı coğrafyalardan, çeşitli
milletlere mensup kardeşlerimizle buluşacağız. Bunun bilincinde olarak
oraya, yeni dostluklar kurma, kardeşlerimizin dertleriyle dertlenip
sevinçlerini paylaşma ve İslâm kardeşliğini iliklerimize kadar yaşama
düşüncesiyle gitmeliyiz.
Eksik ve kusurlarıyla amellerimizi
götürelim: Hac, ölümün küçük bir provasıdır. Cenab-ı Hakk’ın
huzuruna sadece
amellerimizle çıkarız. Dolayısıyla oraya huzuruna çıkabileceğimiz bir
yüz akıyla gitmemiz, geçmiş günahlarımızı tövbe ve istiğfarla
temizleyerek hazır bir şekilde görevimizi yapmamız gerekmektedir.
Dostlarımızın isim listelerini götürelim: Bu
topraklarda yaşayan güzel âdetlerden bir tanesi de mübarek beldelere
gidenlerle Nebi’ye (sas) selam göndermektir. Hepimiz hacca ya da umreye
giden dostlarımıza “Efendimiz’e selamımızı arz edin, bize de dua edin!”
ricasında bulunuruz. Selam gönderen herkesin ismini tek tek yazmalı ve
Nebiler Sultanı’na (sas) ümmetinin selamını arz etmeliyiz.
Kaynak:
Hac Rehberi, 2005, Süleyman Sargın, Zaman Gazetesi
|
|
Hac'dan
Neler
Getirmemeliyiz |
|
Kusurlar
getirilmemeli:
Hac yolculuğunda heybemizde yukarıda saydığımız hususlar azık olarak
bulunmalıdır. Hacdan da pek çok güzel haslet kazanmış olarak dönmeli ve
bazı eksik ve kusurlarımızı geri getirmemeliyiz. Hacca giden bir mümin
dönerken yanında aşağıda saydıklarımızı getirmemeye çalışmalıdır.
Günahlarımızı geri
getirmemeliyiz: Hac bir arınma
kurnasıdır. Tavafın her bir şartı kulluk adına
derinleşme ve özümüze doğru seyahat etme vesilesidir. Sa’y yaparken
atılan her adım bir günahımızı dökmektedir. Okuyacağımız evrad u ezkar
ve yapacağımız ibadetler de kulluğun zirvelerine doğru yapılan bu
yolculukta azığımız olacaktır. Bu imkânı en iyi şekilde değerlendirip
tövbe ve istiğfarla günahlarımızdan arınmak ve dünyaya ilk geldiğimiz
günkü gibi hayata yeniden tertemiz başlamak hacdan getireceğimiz en
büyük kazanç olacaktır.
Nefsanî duygularımızı
frenlemeliyiz: Hac
menasikinin ifade ettiği anlamlar vardır. Üç gün boyunca şeytan
taşlamak, bir türlü kurtulamadığımız bir kısım takıntılarımızı taşa
tutmak demektir. Kin, nefret, hırs, su-i zan, haset ve bencillik gibi
bizi içten içe kemiren duygularımızı ve gıybet gibi hastalıklarımızı
taşlamalı ve onları kurban edip hayat hakkı tanımamalıyız.
Kul hakkına daha dikkat
etmeliyiz: Hac, bedenen zor
ve meşakkatli bir ibadettir. Bu sebeple
istemeyerek de olsa bazı kul hakkı ihlallerinde bulunma ihtimalimiz
vardır. Ayağına yanlışlıkla bastığımız, yanından sertçe geçtiğimiz ya
da istemeyerek sesimizi yükselttiğimiz herkesten helallik dilemeli ve
gönüllerini almalıyız.
Vaktimiz’i çarşıda pazarda
geçirmemeliyiz:Hacca sadece
ibadet niyetiyle ve Allah’ın rızasını kazanmak
gayesiyle gidilir. Oradaki her saniye hazineler kıymetindedir. Giderken
herkese hediyeler vaat edip sonra da vaktinin büyük kısmını çarşı
pazarda tüketmek akıl kârı değildir. Bu durumdan, misafirleri olduğumuz
Rabb’imiz ve Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hoşnut
olmazlar. Hacca gidenler, kimseye maddi hediye getirmeme niyetiyle
gitmeli, yakınları da hiçbir hediye beklentisi içinde olmamalıdır.
Hurma ve zemzemin dışında bir hediyeye kapı açmamak bereketli bir hac
için önemli bir vesiledir. Dostlarımıza en büyük hediyemiz onlara
yapacağımız dualar olmalıdır.
Kaynak:
Hac Rehberi, 2005, Süleyman Sargın, Zaman Gazetesi,
|
|
Haccın Farz Olduğuna
Dair Deliller
|
|
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"196.
Haccı
ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız
kolayınıza
gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı
tıraş
etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir
rahatsızlığı
varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac
yolculuğu
için) emin olduğunuz vakit kim hacgünlerine kadar umre ile
faydalanmak
isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir.Kurban kesmeyen kimse
hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç
tutar
ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i
Haramcivarında
oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği
ceza
ağırdır.
197. Hac,
bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını
giyerse),
hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara
yönelmek,
kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey
müminler!
Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey
akıl
sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.
198. (Hac
mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu
(kazancı)
aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın
ettiğinizde
Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde
anın.
Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz."
|
|
Haccın Farzları Üçdür |
|
Bu
üçünden
biri yapılmazsa hac sahîh olmaz.
1.
İhrâmdır. (İhrâm), niyet ile birlikte zikrden [telbiye] ibâret olup,
bazı şeyleri kendine yasak etmektir. Namâzda iftitâh tekbîri gibidir.
Alâmeti,
peştemal gibi, iki beyâz bez olup, biri belden aşağı sarılır, öteki,
omuzlara
sarılır. İple bağlanmaz, düğümlenmez. Bunun için kuşanılan bu iki beze
de ihrâm denildi. Tavâfa başlarken, ihrâmın ortasını sağ koltuk
altından
geçirip, iki ucunu sol omuz üstüne getirmek sünnettir.
Hac
için,
umre için, ticâret için veya herhangi birşey için uzaktan
gelenlerin, mîkât denilen yerleri, ihrâmsız geçerek, Mekke-i mükerreme
Haremine girmeleri harâmdır. Geçenin, geri mîkâta gelip ihrâma girmesi
lâzımdır. İhrâma girmezse, kurban kesmek lâzım olur. (Mîkât) denilen
yerler
ile, Harem-i Mekke arasına (Hil) denir. Mîkâtdan geçerken, bir iş için
Hilde kalmayı niyet edenlerin ve Hilde oturanların, hacdan başka niyet
ile, ihrâmsız Hareme girmeleri câizdir. Meselâ Cidde şehri Hildedir.
(Harem),
Mekke-i mükerremeden biraz dahâ geniş olup, hududunu İbrâhîm
aleyhisselâmın
diktiği taşlar göstermektedir. Bu taşlar, çok kere yenilenmiştir.
Mescid-i
harâma (Harem-i Kâ'be) veya (Harem-i şerîf) denir. Hac için,
Hilde
oturanlar Hilde, Harem-i Mekkede oturanlar Haremde ihrâma girer. Mîkât
yerlerini geçerken, niyet ederek ve telbiye yaparak, yani, emrolunan
şeyi
okuyarak, usûlü ile, ihrâma girilir. Mîkât yerinden önce, hattâ kendi
memleketinde
de giymek câiz, hattâ dahâ iyidir. Hac aylarından önce giymek de câiz
ise
de, mekrûhdur. Mekke ve Medîne şehirlerine (Haremeyn-i şerîfeyn) denir.
İhrâm
giyen
kimseye, bazı şeyler yasak olur. Meselâ, karadaki av hayvanlarını
öldürmesi, dikilmiş elbise giymesi, bir yerini traş etmesi, cimâ'
etmesi,
kavga ve münâkaşa etmesi, koku sürünmesi, tırnak kesmesi, erkeğin mest,
ayakkabı giymesi ve başını örtmesi, hatmi ile başını yıkaması, eldiven,
çorap giymesi, hamâma girmesi, kendiliğinden çıkan ot ve ağaçların
koparılması,
kendi üzerinde bulunan bitin öldürülmesi ve öldürmek için gösterilmesi
câiz değildir. Bunları bilerek veya bilmeyerek, unutarak yapanlara,
kurban,
sadaka cezâları lâzım olur. Müt'a, yani temettü' kurbanı ve kırân
kurbanı
etinden sâhibi yiyebilir. Cezâ olarak kesilenlerin etlerinden yiyemez.
Müfrid hacda bir kurban îcâb ettiren suçu, kârin hâcı işlerse, biri
umre
için, iki kesmesi lâzımdır.
İhrâmda
iken
pire, her türlü sinek, başkasının üzerinde bulunan biti,
fâre, yılan, akreb, kurt, çaylak gibi zararlı ve insana saldıran
hayvanları
öldürmek, başını sabun ile yıkamak, na'lîn ve onun gibi üstü açık
ayakkabı
giymek, diş çıkartmak, bit ölmemek ve saç dökülmemek üzere hafîf
kaşınmak,
renkli ihrâm giymek, gusl abdesti almak, başını dokundurmamak şartı
ile,
tavan, çadır, şemsiye altında gölgelenmek, başı âdet olmayan şey ile
[tas,
tepsi] örtmek, paket gibi şeyler koymak, beline kuşak, kemer, para
kesesi,
kılınç, silâh bağlamak, yüzük takmak, insanların dikip yetiştirdiği
sebze
ve ağaçları koparmak, düşman ile dövüşmek câizdir.
Kadınların
başını örtmesi lâzım olup, deriye değmemek üzere yüzlerini
örtmeleri ve dikilmiş elbise, mest, çorab giymeleri, örtü altına zînet
eşyâsı takmaları câizdir.
2.
Arefe
günü Arafâtın, (Vâdi-yi Urene) denilen yerinden başka herhangi
bir yerinde (Vakfe)ye durmak. Herkes, ehl olan imâma karşı ayakta
durup,
ayakta duramazsa, oturup imâmın duâsını dinler. Sonra, oturabilir,
yatabilir.
Hacca
geç
giden bir kimse, doğru Arafâta gider. Bunun, artık (Tavâf-ı
kudûm) yapması lâzım olmaz. Bir hâcı Arefe günü, öğle ezânından
bayramın
birinci günü, sabâh namâzı vaktine kadar olan zaman içinde, biraz
Arafâtta
dursa veya ihrâmlı olarak Arafâttan geçse veya ihrâmlandıkdan sonra
hasta
olup uykuda iken, baygın iken sedye içinde veya başka birşeyle
taşınarak
nüsükler yaptırılırsa veyâhud ihrâma girmeden önce, hasta olan, bayılan
yerine başkası ihrâma girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o bunun
yerine
de nüsükleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek,
Arafâtta
dursa, haccı sahîh ve tavâf-ı kudûm sâkıt olur. O yerin Arafât olduğunu
bilmek ve niyet etmek lâzım değildir. O gün veya gece, Arafâtta
bulunmayan
veya Arafâttan geçmeyen veya uçakta uçarak geçen, hâcı olmaz.
Vehhâbîlerin
haccı bir gün önce yaptıkları senelerde hac sahîh olmamaktadır. Hilâl,
güneşin gurûb ettiği yere yakın ve şemsden sonra gurûb eder. Şişkinliği
garb tarafındadır. Terbî' yani yedinci gecede kamer şemsden altı sâat
sonra
gurûb eder. Bedr-i tamda, yani 14. cü gecede tam dâire olup, şems gurûb
ederken tulû' ve sabâh vakti gurûb eder. 28 Temmuz 1987 Salı günkü
Türkiye
gazetesinde diyor ki, (Kayseride Pazar günü Zilhicce ayının hilâli
görülemedi.
Pazartesi günü 19 u 50 geçe güneş gurûb etti. 20 yi 20 geçe Hilâl
görülüp,
bu da 20 yi 55 geçe gurûb etti). Buna göre Zilhiccenin birinci günü
salı
olup, dokuzuncu çarşamba günü Arefe olmaktadır. Vehhâbî hükûmeti,
hâcıları
pazartesi günü Arafâta götürdüler. Çarşamba günü tekrâr gitmek
isteyenlere
mâni' oldular.
3 . Kâ'be-i
mu'azzamayı (Tavâf-ı ziyâret) etmektir. Tavâf, Mescid-i
harâm içinde, Kâ'be-i mu'azzama etrâfında dönmek demektir. Dördü farz,
üçü vâcib olmak üzere yedi kere dönülür. Zemzem kuyusunun ve Makâm-ı
İbrâhîmin
dışından dolaşarak da tavâf etmek câizdir. Kadınların tavâf ederken,
Kâ'beye
yaklaşmamaları efdal olduğu (Eşbâh)da yazılıdır. Kadına dokunmak
ihtimâli
çok ise, şâfi'îlerin hanefî veya mâlikîyi taklîd etmesi lâzım olur.
Tavâfı
mescid dışından yapmak câiz değildir. Tavâfa niyet etmek de, ayrıca
farzdır.
Tavâf-ı ziyâreti, Arafâttan sonra yapmak da farzdır. Tavâf ederken ve
sa'y
ederken, ezân okunursa, bunlar bırakılıp, namâzdan sonra tamamlanır.
Tahtâvînin
(Merâkıl-felâh) hâşiyesi, bayram namâzında diyor ki, (Kâ'beden başka
bir
câmi' etrâfında ibâdet için dönenin kâfir olmasından korkulur).
Huzura
Doğru'dan alınmıştır. |
|
Haccın Sünnetleri
|
|
1- Temettüe
niyet etmemiş âfâkî olanların, hemen Mescid-i harâma girerek
(Tavâf-ı kudûm) yapmalarıdır. Kâ'beyi görünce tekbîr, tehlîl ve duâ
edilir.
Erkekler, Hacer-i esvede el ve yüz sürer. Süremezse, uzaktan istilâm
eder.
Yani ellerini kaldırıp, 'Bismillâhi, Allahü ekber' deyip yüzüne sürer.
Tavâf-ı kudûmdan ve iki rek'at namâzdan sonra, Safâ ile Merve arasında
sa'y yapılır. Bundan sonra, ihrâmı çıkarmadan, Mekke şehrinde oturup,
Terviye
gününe kadar, istenildiği mikdâr, nâfile tavâf yapılır. Müfrid olan ve
kârin olan hâcılar, taş atıp traş oluncaya kadar ihrâmı çıkarmayacağı
için,
ihrâmın men' ettiği şeylerden, hergün, sakınmaları lâzım olur. Bu
şeylerden
sakınamayacak kimselerin, mütemetti' hâcı olması uygundur. Mescid-i
harâm
içinde namâz kılanların önünden geçmek günâh değildir.
2- Tavâfa
(Hacerül-esved)den başlamak ve burada bitirmektir.
3- İmâmın üç yerde hutbe
okumasıdır. Birisi, Zil-hicce ayının yedinci
günü Mekkede; ikincisi, dokuzuncu günü, öğle namâzı olunca, öğle ve
ikindi
namâzlarından önce, Arafâtta; üçüncüsü, onbirinci günü, Minâda okunur.
Arafâtta, hutbe bitince öğle ve hemen sonra ikindi namâzı, cemâ'at ile
kılınır. İmâma yetişemeyen, ikindi namâzını, ikindi vaktinde kılar.
Namâzdan
sonra, imâm ve cemâ'at, mescid-i Nemreden, Mevkıfe gelip, imâm
hayvanda,
hâcılar ise yerde, kıbleye karşı, ayakta veya oturarak vakfeye
dururlar.
Cemâ'atin de hayvanda olması efdaldir. (Cebel-i rahme) kayaları üstüne
çıkmak ve vakfe için niyet etmek lâzım değildir.
4- Arafâta gitmek için, Mekkeden,
(Terviye günü), yani Zil-hiccenin
sekizinci günü, sabâh namâzından sonra çıkmaktır. Mekkeden Minâya
gidilir.
5- Arefe gününden önceki ve
bayramın birinci, ikinci ve üçüncü
günlerinin
geceleri, Minâda yatmaktır. Üçüncü gece ve günü Minâda kalmak mecbûrî
değildir.
Seksenbeşinci maddenin birinci paragrafına bakınız!
6- Arafâta gitmek için,
Minâdan, güneş doğdukdan sonra yola çıkmaktır.
7- Arefe gecesi Müzdelifede
yatmaktır. Arafâttan Müzdelifeye gelip,
burada, yatsı vakti olunca, akşam ve yatsının farzları birbiri ardınca,
cemâ'at ile kılınır. Akşam namâzını Arafâtta veya yolda kılanların
Müzdelifede
tekrâr cemâ'at ile veya yalnız olarak, yatsı ile birlikte kılması
lâzımdır.
8- Müzdelifede, vakfeye, fecr
ağardıkdan sonra durmaktır. Gece
Müzdelifede
yatıp, fecr açılırken, sabâh namâzını hemen kılıp, sonra,
(Meş'arilharâm)
denilen yerde, ortalık aydınlanıncaya kadar, vakfeye durulur. Güneş
doğmadan
önce, Minâya hareket edilir. Yolda (Muhasser) denilen vâdîde
durmamalıdır.
Burası (Eshâb-ı fîl) durak yeridir. Minâya gelince (Mescid-i Hîf)e en
uzak
olan ve (Cemre-i Akabe) denilen yerde, sağ elin baş ve şehâdet
parmakları
ile, iki buçuk metreden veya dahâ uzakdan, Cemre yerini gösteren
duvarın
dibine nohud kadar yedi taş atılır. Duvarın üstüne veya insana, hayvana
çarptıkdan sonra dibine düşerse câiz olur. Ertesi fecre kadar câiz ise
de, o gün öğleden önce atmak sünnettir. Sonra, hiç durmadan buradan
gidilip,
isterse kurban keser. Çünki, seferî olana kurban kesmek vâcib değildir.
Seferî olan hâcıların, müfrid oldukları zaman kurban kesmeleri vâcib
değildir.
Kurbandan sonra traş olur ve ihrâmdan çıkar. Bayramın birinci günü
Minâda
olanlar ve bütün hâcılar, bayram namâzı kılmaz. Sonra, o gün veya
ertesi
gün veya dahâ ertesi gün Mekkeye gidip, Mescid içinde ve niyet ederek
(Tavâf-ı
ziyâret) yapar. Buna (Tavâf-ül ifâda) da denir. Tavâf-ı ziyâreti ve
traşı
bayramın üçüncü günü güneş battıkdan sonraya bırakmak mekrûhdur ve
kurban
kesmek lâzım olur. Yalnız baygın olanın yerine başkası tavâf yapabilir.
Tavâf-ı ziyâretde, önceden bu tavâf için sa'y yaptıysa, artık bir dahâ
(Remel) ve (Sa'y) yapmaz. Yapmadıysa, sa'y yapması vâcibdir. Bu tavâfda
(Iztıba'), yani ihrâmın üst kısmını sağ koltuk altından geçirip, sol
omuz
üzerine koymak yoktur. Tavâf namâzından sonra Minâya gelir. Öğle
namâzını
Mekkede veya Minâda kılar. Bayramın ikinci günü, öğle namâzından sonra
Minâda hutbe okunur. Hutbeden sonra, üç ayrı yerde, yedişer taş atılır.
(Mescid-i Hîf)e yakın olandan başlanır. Üçüncü günü de böyle yedişer
taş
atılır ki, hepsi kırkdokuz taş olur. Bunları öğleden önce atmak câiz
değildir
veya mekrûhdur. Üçüncü günü güneş batmadan önce, Minâdan ayrılır.
Dördüncü
gün de Minâda kalıp, fecrden güneşin gurûbuna kadar dilediği zaman
yirmibir
taş dahâ atmak müstehabdır. Dördüncü günü fecre kadar Minâda kalıp da
taş
atmadan ayrılırsa, koyun kesmek lâzım olur. Birinci ve ikinci
yerlerinde
taş attıktan sonra, kollar omuz hizâsına kaldırılarak ve el ayaları
semâya
veya kıbleye çevrilerek duâ edilir. Atılacak yetmiş taş, Müzdelifede
veya
yolda toplanır. Hayvan üstünde taş atmak câizdir. (Tavâf-ı sadr)dan
sonra,
zemzem suyu içilir. Kâ'benin kapı eşiği öpülür. Göğüs ve sağ yanak
(Mültezem)
denilen yere sürülür. Sonra, Kâ'be perdesine yapışıp, bildiklerini okur
ve duâ eder. Ağlayarak Mescid kapısından dışarı çıkar.
Minâ,
Mekkenin; Müzdelife, Minânın; Arafât da, Müzdelifenin şark
cihetindedir.
Son yapılan asfalt caddelere göre, Minâ ile Mekke arası dörtbuçuk, Minâ
ile Müzdelife arası 3,3 ve Müzdelife ile Arafât arası 5,4 kilometre,
Safâ
ile Merve arası üçyüzotuz metre, Safâ tepesindeki kemer ile Kâ'be arası
yetmiş metre oldu.
9- Arafâtta,
vakfeden
önce gusl etmektir.
10- Minâdan Mekkeye son dönüşte,
önce Ebtah denilen vâdiye gelip,
burada bir mikdâr durmaktır. Buradan Mekkeye gelip dilediği kadar
kalır.
11- Hacca giderken, muhtâc olmayan
ana, babadan, alacaklılardan,
kefîlinden
izin almak sünnettir. Ana baba muhtâc ise, izinsiz gitmek harâmdır.
Nafaka
bırakmadı ise, zevcesinden izinsiz gitmesi de harâm olur. Mekke şehrine
(Mu'allâ) kapısından, Mescide (Bâbüsselâm)dan ve gündüz girmek
müstehabdır.
Haccın
sünnetini yapmayana cezâ lâzım gelmez. Mekrûh olur. Sevâbı, azalır.
Arefe günü Cum'aya rastlarsa, yetmiş hac sevâbı hâsıl olur. Halk
arasında
buna hacc-ı ekber deniliyor. Bu söz doğru değildir.
Huzura
Doğru'dan alınmıştır.
|
|
Haccın Vacibleri
|
|
1 Tavâf-ı
kudûmdan sonra ve hac
ayları içinde olmak şartı ile, Safâ ile Merve tepeleri arasında, sa'y
etmek,
yani, yedi kere usûlü ile yürümek. Tavâfsız sa'y sahîh olmaz.
2 Arafâttan
dönüşte, Müzdelifede,
vakfeye durmaktır. Âdem (as), hazret-i Havvâ ile ilk olarak
Müzdelifede
buluştu.
3 Şeytân
taşlamak,
yani Minâda,
üç gün, üç ayrı yerde temiz taş veya teyemmüm câiz olan şey atmakdır.
4 İhrâmdan
çıkmadan
önce, başın
en az dörtde birini ustura ile traş ettirmek veya en az üç santimetre,
kendisi veya başkası kırkmakdır. Berber veya ustura bulamamak özr
sayılmaz.
Başında saç olmayan veya başı yara olan da, usturayı, değmeden başdan
geçirmelidir.
Kadınlar, saçını traş etmez. Makas ile biraz keser.
5 (Âfâkî)
olan,
yani Mîkât denilen
yerlerden dahâ uzak memleketlerin hâcıları, Mekkeden son ayrılacağı gün
(Tavâf-ı sadr), yani (Tavâf-ı vedâ) yapmaktır. Hayzlı kadına bu tavâf
vâcib
değildir. Bu tavâfda Remel ve ardında sa'y yoktur.
6 Arafâtta, güneş
battıkdan sonra
da, biraz kalmakdır. Güneş batmadan önce Arafât meydânından dışarı
çıkanın kurban
kesmesi
lâzım olur. Cünüb iken Arafâtta durulabilir.
7 Tavâf-i
ziyâretde, Kâ'be-i mu'azzama
etrâfında dörtten sonra üç kere dahâ dönmektir. Tavâf-ı ziyâretden
sonra
Minâda gecelemek hanefîde sünnettir.
8 Tavâfda abdestsiz
ve
cünüb olmamaktır.
9 Elbise temiz
olmakdır.
10 Tavâf yaparken,
Hatîm
denilen
yerin dışından dolaşmakdır.
11 Tavâfda, Kâ'be-i
mu'azzama,
sol tarafda kalmakdır.
12 Tavâf-ı ziyâreti,
bayramın
üçüncü gününün güneşi batıncıya kadar yapmaktır.
13 Tavâf ederken,
avret
yeri kapalı
olmakdır. Kadınlar için çok mühimdir.
14 ' Safâ tepesi ile
Merve tepesi
arasında sa'y ederken, Safâdan başlamaktır.
Safâ tepesine
çıkınca,
Kâ'beye döner.
Tekbîr, tehlîl ve salevât getirir. Sonra, iki kolunu omuz hizâsında
ileri
uzatıp ve avuçlarını semâya doğru açıp duâ eder. Sonra Merveye doğru
yürür.
Safâdan Merveye dört, Merveden Safâya üç kere gidilir.
15 Her tavâfdan
sonra,
(Mescid-i
harâm) içinde iki rek'at namâz kılmaktır.
16 Şeytân
taşlamasını
bayram günlerinde
yapmaktır.
17 Traşı, bayramın
birinci günü
ve Harem hudûdu içinde yapmaktır.
18 Sa'yı yürüyerek
yapmaktır.
İki yeşil direk arasında erkek hızlı gider.
19 Kırân ve temettü'
hac
yapan,
şükür kurbanı kesmektir.
20 Kurbanı, bayramın
birinci günü
kesmektir.
21 Cimâ' gibi yasak
olan
şeyler,
Arafâtta durmadan önce yapılırsa, haccı bozar. Bunları Arafâttan önce
yapmamak
farzdır. Cimâ'dan başkalarını, ihrâmı çıkarıncaya, cimâ'ı, tavâf-ı
ziyâreti
yapıncaya kadar terk etmek vâcibdir.
Bilerek veya
bilmeyerek,
bir vâcibi
vaktinde ve yerinde yapmayana cezâ lâzım olur. Cezâ, Kurban kesmek veya
bir fıtra sadaka vermektir. Hastalık, ihtiyârlık veya galabalık gibi
bir
özr ile terk edince, birşey lâzım gelmez. [Bir vekîle yaptırması lâzım
olmaz.] Hayzlı veya nifâslı kadın Mescid-i harâma giremez. Tavâfdan
başka
nüsükleri yapar. Tavâf-ı ziyâreti temizlenince yapar. Her günün nüsükü,
sonraki gecesinde de yapılabilir.
Kâ'benin içinde
farz veya
nâfile
kılmak ve cemâ'at ile kılmak câizdir. Sırtını imâmın sırtına dönerek de
kılınır. Sırtını imâmın yüzüne dönmek ve Kâ'benin üstünde kılmak
mekrûhdur.
Kâ'be etrâfında halka olup kılarken, imâmın iki yanındakilerden
başkaları,
Kâ'beye imâmdan dahâ yakın olabilirler.
Huzura
Doğru'dan alınmıştır. |
|
Haccın
Temel Kavramları |
|
iHRAM
Hacla
alakalı en temel kavramlardan biri ihramdır. İhram deyince akla ilk
gelen şey beyaz dikişsiz elbise olsa bile, esasen ihram, hacca gitmeye
karar veren kişinin normalde helal olan tırnak kesmek, tıraş olmak,
cinsel ilişkiye girmek, Mekke ve çevresinde bitkileri koparmak,
yeşillere zarar vermek gibi bazı şeyleri kendisine haram kılmasıdır.
Hacca giderken haramların başladığı yerde ihram giyilir. İhram dikişi
olmayan ve kefene benzeyen iki parçadan oluşan sade bir giysidir. Buna
elbise bile demek zordur. Kefeni hatırlatan ihram makam, mansıp, rütbe
ve servet gibi bütün farkları sıfıra indirir, herkes fakir ve muhtaç
durumdadır. Ama bu ihtiyaç kullara değil, Allah’adır. İhramı giyen
insan dünyaya ait her şeyi geride bırakır, takva elbisesini giyer,
“Ölmeden önce, ölünüz” hikmet dolu sözüne ittibaen kefen giymiş gibi
olur.
HERVELE
“Hervele”, Mekke’de,
Kâbe yakınlarında bulunan Safa ve Merve arasında sa’y ederken, iki tepe
arasındaki vadiye gelindiğinde burayı süratlice geçmektir.
Hanefî mezhebinde
hervele yapmak sünnettir. Kâbe yakınında, iki tepe olan Safa ile Merve
arasında gidip gelmek Allah tarafından Hz. İbrahim’e (as), hac ile
birlikte öğretilen ibadetlerdendir. Bilâhare câhiliye Arapları, Safa ve
Merve’de iki tapınak uydurup, bunları İsaf ve Nâile adlı iki puta
adadılar ve onlara tapınmaya başladılar.
Araplar
Müslüman olduklarında Safa ile Merve arasında gidip gelmenin, eski hac
geleneğinin bir parçası mı, yoksa sonradan putperestler tarafından
uydurulmuş bir tapınma biçimi mi olduğu ve iki tepe arasında gidip
geldiklerinde şirke düşmüş olup olmayacakları konusunda sorular sormaya
başladılar. Bunun üzerine;“Safa ile Merve Allah’ın nişanlarındandır.
Kim Kâbe-i Muazzama’yı
hacceder veya umre yaparsa, bu iki tepeyi tavaf etmesinde bir günah
yoktur. Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa bilsin ki, Allah
karşılığını verir ve her şeyi bilir.” (el-Bakara, 2/158) âyeti nazil
olmuştur. (Müslim, Hac, 264)
MiKAT
Mikat, hac yasaklarının başladığı,
Cenab-ı
Hakk’ın huzuruna çıkmak için
hazırlığın yapıldığı ilk yerdir. Şekil olarak ihrama girmenin yanında
duygu ve düşünce olarak da insanları kırmama, hoşgörü, sabır, insanlara
saygı gibi dinin genel yaklaşımlarının daha derince yaşanması mikatla
başlar. Türkiye’de havaalanında herkes bembeyaz ihram örtülerine
bürünür. Artık yasaklar başlamıştır; saç, sakal ve tırnaklar kesilmez.
Bütün vücudumuz bize karşı korunma altına alınmıştır. Şayet ihlal
edersek ceza vermemiz gerekiyor.
KÂBE
Allah’ın
emriyle
Hz. İbrahim’in, oğlu ile inşa ettikleri fizik ötesi
âlemlerden Beyt-i ma’murun izdüşümü mahiyetinde, küp şeklinde bir
yapıdır. Herkesin kafasında bir Kâbe resmi mutlaka vardır. Bu resim, ya
anlatılanlardan veya farklı ebatlarda çekilmiş fotoğraflardan ve
kartpostallardandır. Ama bunlara bakmak insana hiçbir zaman canlı
olarak Kâbe’ye bakma ürpertisini vermeyecektir. Kâbe sürekli bir
hareketin merkezidir ve orada donukluk ve uyuşukluk düşünülemez. Keşke
Müslümanlar oradaki hareketi hayatın bütün alanlarına yansıtabilseler.
TELBiYE
Telbiye, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk, La şerike leke
lebbeyk.
İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke lâ şerike leke: Sana geldim,
buyur Allah’ım! Çağırdın koşup geldim, emrine hazırım. Sana geldim,
ortağın yoktur, koşup geldim, hamd ve nimet Sana ait, mülk de Senindir.
Ortağın yoktur Senin!” duası
hacca giden kimsenin ihramını giyip iki rekat namaz kıldıktan sonra
okuyacağı duadır ve “elest bezmi”nde verilen sözün bir karşılığı
gibidir. Zencisi de, Arap’ı da, Japon’u da, Türk’ü de bu duayı okur.
Bütün alt kimlikler gitmiş, yerine rengi ve dili farklı da olsa belli
bir süre aynı dili konuşan, aynı dille ibadet eden Müslümanlar ortaya
çıkmıştır. Bu, bütün hayat boyu devam ettirilmesi gereken bir sözdür.
TAVAF
Tavaf, Kâbe etrafında Hacerü’l-esved hizasından başlayarak yedi defa
dönmektir. Tavaf esnasında mü’minler büyük kâinatın küçültülmüş bir
numunesini ortaya koyarlar. Çünkü kâinatta yıldız kümeleri, gezegenler,
yıldızlar hatta güneş bile kendilerine ait bir yörüngede hareket
etmektedirler.
|
SA’Y
Hz. İbrahim, oğlu İsmail
ile eşini o zamanlar için ıssız ve tarıma
elverişli olmayan Mekke’de Kâbe’nin olduğu bölgeye bırakmış, onları
Allah’a emanet etmişti. Hâcer validemizin suyu bitince, su aramak ve
gelecek birini görmek için Safa ve Merve tepeleri arasında gidip
gelmeye başladı. Bu gidiş geliş yedi defa olmuştu. Yokuşta yavaşlıyor,
düze inince koşuyordu.
Son seferinde Hz. İsmail’in
bulunduğu yerden
su çıktığını gördü. Bu, Allah’ın onlara bir ikramıydı. Çorak bir
arazide yüzyıllardır hiç kesilmeden akan lezzetli ve besleyici bir su
çıkması Hz. İbrahim’in Allah’a tevekkülünün ve duasının bir
neticesiydi. Hacıların her sene gelirken getirdikleri, işte bu Hz.
İbrahim döneminden günümüze kadar kesilmeyen bereketli zemzem suyudur.
“Safâ ile Merve, Allah’ın belirlediği nişânelerdendir.” (Bakara, 2/158)
Safa ve Merve arasında gidip gelmemizi istiyor. Biz bu kadarını
biliyoruz. Her şeyin bize faydasını ve hikmetini bütünüyle öğrenemeyiz.
Deriz ki, Allah’ın emrettiği her şeyde bildiğimiz ve bilmediğimiz nice
hikmet vardır. Sonuç olarak sa’y, iman ve ihlâsa dayalı kulluğun
tecellî ettiği bir ibâdetin bölümlerinden biridir.
VAKFE
Arefe
günü Arafât’ta, bayram gecesi de, gece yarısından sonra
Müzdelife’de bulunmak, buralarda Allah Teâlâ’ya telbiye, tesbîh, tekbîr
gibi zikirlerle, istiğfâr ve dualarla, tefekkür ve tazarrularla ibâdet
etmek, haccın en önemli vazifeleri arasındadır. Burada rekleri,
dilleri, ülkeleri ve alışkanlıkları birbirinden çok farklı, fakat aynı
Allah’ın kulu ve aynı Peygamber (sas)’in ümmeti olduğunun farkında olan
milyonlarca insan burada Allah’a yönelmekte, O’na kulluklarını sunmakta
ve O’ndan dileklerde bulunmaktadırlar. Allah Resûlü (sas)’in ifadesiyle
haccın kendisinden ibaret olduğu vakfe aynı zamanda dünyada mahşeri
temsil eden tek toplantıdır; üzerlerinde kefene benzer giysilerinden
başka bir şeyleri bulunmayan insanlar Rabb’in huzurundalar. Hacca giden
her mü’min Allah’a iltica eden bu büyük topluluk içinde mahşeri
düşünmeli, henüz fırsat varken o güne hazırlanmaya gayret etmelidir.
|
 |

|

|
ŞEYTAN TAŞLAMA
Hz.
İbrahim (as), Allah’ın emrini yerine getirmek üzere oğlunu kurban
etmek için Mina’ya doğru ilerlerken şeytan yolunu kesmiş ve onun
zihnini çelmek istemişti. Hz. İbrahim onu taşlayarak yanından
uzaklaştırdı. Hac ibâdetini yapan Müslüman, cemre adı verilen yerleri
taşlarken aslında içindeki şeytanı taşlamakta, onu kendinden
uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu bir vak’anın ifadesi olduğu gibi aynı
zamanda bir hedeftir. Herkes içindeki şeytanı taşlamalı ve hayatından
çıkarmaya çalışmalıdır.
KURBAN
Yüce
Allah (cc) bir kurbanla tam olmasa bile şükür eda etme yolunu bize
gösteriyor. Bu arada hacda kesilen kurbanla herkesin Kurban Bayramı’nda
kestiği kurbanı karıştırmamak lazım. Hacdaki kurban, hac gibi zor bir
ibadeti yapabilmenin bir şükrüdür.
|
|
Hacla
İlgili Yanlış
Bilgiler |
|
Günahsız dönme
Efendimiz (sas bir hadislerinde “Kim Allah
için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara
sapmazsa annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak
döner.” (Buhari, Hac, 4) buyurmaktadır. Ancak hadiste, günahsız
dönmenin bazı şartları da zikredilmiştir. Bunlardan ilki, haccın sadece
Allah için olması, diğeri de gerek hac esnasında gerekse döndükten
sonra kötü söz ve davranışlardan sakınmak ve günahlardan uzak
yaşamaktır.
"Hacı"
Toplumuzda hacca giden
insanlara bu şekilde hitap etme geleneği vardır.
Ancak bu, İslami açıdan doğru değildir. Zira hac da diğer ibadetler
gibi, Allah’ın kullarına bir emridir. Namaz kılana “Musallî”, oruç
tutana “Sâim” denmediği gibi hac ibadetini yerine getiren insana “Hacı”
denilsede böyle hitap etmek uygun düşmez. Bu tarz hitabın insanları
gurura ve riyaya sevk etme ihtimali olduğundan kullanılması
sakıncalıdır.
“Bir de hacı
olacaksın!”
Hacca giden insanlara
yaptıkları bir hatadan sonra yüzlerine
vururcasına söylenen, rencide edici bir sözdür. Hacca giden insan,
hayatında yeni bir sayfa açıp daha dikkatli yaşamalıdır; ama İslam’ın
emirleri ve kulluğun gerekleri insanların hacca gidip gitmediklerine
göre belirlenmemiştir. Bu emir ve prensiplerden, hacca giden de
gitmeyen de aynı derecede sorumludur.
Her sene hacca gidilmeli mi?
Hac,
gerekli şartları taşıyan Müslümanlara ömürlerinde bir defa
farz kılınmıştır. Efendimiz (sas) de bir defa
hac yapmıştır. Oralara giden insanlarda mübarek beldeleri sıkça ziyaret
etmek arzusu meydana gelir. Ancak hac, hem meşakkatli hem de pahalı bir
ibadettir. Bu sebeple birden fazla hac yapmak yerine o parayla fakir
Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak, öğrencilere burs vermek ve
hayır müesseseleri yaptırmak daha isabetli bir davranıştır.
İki
umre bir hac yerine geçer mi?
Bu
hüküm doğru değildir. Haccın kendine has şartları ve
rükünleri
vardır. Ne kadar çok olursa olsun umre haccın yerine geçmez. Her
ibadetin Allah katında ifade ettiği mana ayrıdır.
Umreye
gidene hac da farz olur
mu?
Hac,
zengin, sağlıklı, yol güvenliği bulunan, akıllı ve hür
Müslümanlara farzdır. Haccın farz olması için umre yapmak şartı yoktur.
Umre, nafile bir ibadet olup haccın farz olmasına sebebiyet vermez.
Yaşlanınca hacca gitmek
Bu
yanlış anlayış dünyanın en yaşlı hacılarının Türkler olması
sonucunu doğurmaktadır. Hâlbuki hac, meşakkatli bir ibadet olduğundan
genç ve sağlıklı iken eda edilmelidir. Aksi halde ibadetle
değerlendirilmesi gereken vaktin büyük kısmı hastanelerde geçmekte ve
başka insanlara da eziyet verilmektedir. Hac ibadeti çocuğunu
evlendirmekten daha önemli bir görevdir. Vakti gelen hiçbir Müslüman,
hiçbir gerekçeyle hac ibadetini ertelememelidir.
Kaynak:
Hac Rehberi, 2005, Zaman Gazetesi |
|
Hayız Halinde Kadın
|
|
Kadın
Hayız halinde tavaf yapabilir mi?
Kadınlar
hayız
ve nifas halinde tavaf yapamazlar. Tavafın dışında bütün hac
farzlarını
yerine getirebilirler. Ziyaret tavafını bu haller bitince yaparlar.
Eğer
bu durumda tavaf ederlerse, kendilerine bir sığır veya deve kesmek
vacip
olur.
Adet halinde
olan bir kadın vakfe yapabilir mi?
Hayız
halinde
olan bir Safa ile Merve mescid-i haram'ın içinde olduğu için bu durumda
tavaf edemediği gibi say'da yapamaz.
Hayzının
nedeniyle, farz olan tavafı yapamadan, memleketine dönen kadının haccı
tamam olur mu?
Bu
durumdaki
bir kadının haccı tam olmaz. Haccındaki bu noksanlığı gidermek
için
senenin müsait bir gününde Mekke-i Mükerreme'ye varıp Kabe-i
Muzazzama'yı
yedi şavt tavaf etmesi gerekir. Bu tavafın zamanını
geciktirdiği
için bir koyun veya keçi kurban etmesi gerekir.
Kaynak:
1) Büyük Kadın
İlmihali, Rauf Pehlivan
2) Günümüz
Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre
|
|
Kadının
Mahremsiz Haccetmesi Caiz mi?
|
|
Imam-ı
Azam'ın içtihadına göre, bir
kadına haccın farz olabilmesi için, kendisiyle hacca gitmeyi kabul eden
kocasının veya başka bir mahreminin bulunması şarttır.
Mahrem
ifadesi, nesep, süt veya hısımlık
yönünden kendisiyle evlenmek ebediyen haram olan kimseleri içine alır.
Oğul, torun, baba, dede, sütoğul, sütkardeş, damat, kayınpeder gibi.
Kızkardeşin,
hala veya teyzenin kocası
olmak geçisci evlenme engeli olduğundan, eniştelerle hac
yolculuğu
caiz olmaz.
Allah Resulü buyuruyor:
"Bir erkek, bir kadınla yanlarında
bir mahrem olmadıkça yalnız kalmasın. Kadın yanında, mahremi
bulunmadıkça
yolculuk yapamaz."
Bir adam kalktı:
"Ey Allah'ın elçisi, karım hac yolculuğuna
çıktı. Ben ise falanca savaşa yazıldım."
Hazreti Peygamber:
"Git ve karınla birlikte haccet"
buyurdu.
Hanefi
mezhebine mensup olan bir
kadının mahremi yoksa Hac ona farz değildir. Yerine vekil gönderebilir.
Kendisinim mahremsiz gitmesi caiz olmaz.
Dinin
bu
emirlerini dinlemeden hacca
giden kadınlar, rizâ-i ilâhiye muvafık düşmeyecek bir suretle, tahrimen
mekruh kılınan bir şekilde borçlarını ödemiş olsalare bile büyük bir
günah
yüklenerek geri dönerler. (2)
Ancak
şafii mezhebine göre
bir kadının sadece farz olan haccı yerine getirebilmesi için iki veya
daha
çok güvenilir kadınların arasında hacca gitme ruhsatı vardır. eğer
kadın
farz haccı yapmış a nafile veya bedel hacca gidecekse ona bu ruhsat
yoktur.
Kaynaklar:
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan
2) Günümüz Meselelerine Açıklamalı
Fetvalar, Mehmed Emre
|
|
Kadın,
farz olan hac için vekil gönderebilirmi? |
|
Sihhati yeri
oldukça vekil göndermesi
caiz olmaz. Ancak zamanımızdaki olağanüstü izdihamdan dolayı,
kadınların
mahzursuz tavaf yapmaları ve tehlikesiz şeytan taşlama işini yerine
getirmeleri
imkansız denecek kadar zordur. Böyle olunca vekil
gönderebilirler.
Kaynak: Günümüz Meselelerine Açıklamalı
Fetvalar, Mehmed Emre
|
|
Nafile
Hac mı daha çok sevaptır, yoksa? |
|
Zaman
zaman sorulur: Nafile hac
mı daha çok sevaptır, yoksa nafile hac için harcanacak paranın kalacak
yeri ve yiyeceği olmayan veya kalabalık nüfusu sebebiyle geçim darlığı
çeken ve bunların durumunda olan kimselere vermek mi daha sevap?
Önce
bir
noktaya dikkatinizi çekmekte
yarar vardır. Bir şeyin sevap olabilmesi için o şeyin Allah rızası için
yapılmış olması şarttır. Allah rızası için yapılmamış olan bir şey
sevap
olmaz. Çünkü Peygamberimiz amellerin Allah katında niyete göre
değerlendirileceğini
bildirmiştir. Bir işi hangi amaçla yapıyorsanız, o iş, ona göre
değerlendirilir.
Hatta bir kimse gösteriş için ibadet yapsa veya hayır ve hasenatta
bulunsa,
Allah bu kimsenin ne yaptığı ibadete ve ne de hayrına değer vermez.
Zira
o bunları Allah rızası için yapmamıştır.
Şimdi
bu
söylediklerimizin ışığı
altında az önceki soruya cevap teşkil edeceğini sandığım bir olayı
anlatmak
istiyorum. Hüccetü'l-İslâm İmam Gazalî'nin meşhur "İhyau Ulûmi'd Din"
adlı
eserinde naklettiği olay şöyle:
""Adamın
biri nafile olarak hacca
gitmek üzere hazırlanır. Zamanın alim ve sofilerinden olan Bişr b.
Hâris
( 769)'e gelir ve :
-Ben
hacca
gidiyorum, bir emriniz
olur mu? diye sorar, Bişr:
-Ne
kadar
paran var? der. Adam:
-İki
bin
dirhem param var, diye
cevap verir. Bişr:
-Hacca
gitmekle zühd mü, yoksa Kâbe'ye
olan aşkını mı, yoksa Allah rızasını mı kastediyorsun? diye sorar.
Adam:
-Allah
rızasını kastediyorum, diye
cevap verir. Bunun üzerine Bişr:
-O
halde
evinde otururken Allah
rızasını kazandıracak bir şeyi tavsiye edersem yapar mısın? diye sorar.
Adam: Evet yaparım, deyince, Bişr şöyle der:
-Şimdi
sen
bu iki bin dirhem, borcunu
ödeyemeyen bir fakire, yiyeceği olmayan bir yoksula, nüfusu kalabalık
geçimi
dar olan bir aileye, bir yetim bakıcısına ve bunlar gibi on kişiye
ikiyüzer
dirhem ve hatta istersen bunların hepsini bu sayılanlardan birine ver.
Zira müslümanı sevindirmek, düşkünlere el uzatmak, darda olanların
sıkıntılarını
gidermek ve zayıflara yardım etmek nafile olarak yapılan yüz hacdan
daha
sevaptır. Şimdi kalk, dediğim gibi yap. Şayet böyle yapmak
istemiyorsan
asıl kalbinde olanı bana söyle, dedi. Adam:
-Doğrusu
kalbimde hacca gitme tarafı
ağır basıyor, dedi. Bu cevap üzerine Bişr; gülümseyerek:
-Evet,
servet şüpheli şeylerden
kazanıldığı takdirde nefis kendi arzularının yerine getirilmesini
ve iyi ameller yaptığını göstermek ister. Halbuki yüce Allah yalnız
muttakilerin
amelini kabul eder, dedi.
İlk devir tasavvufçularından olan
ve uzun yıllar da hadis ilmiyle meşgul bulunmuş bu zatın tavsiyesine
ilâve
edecek bir şey olmadığını sanıyorum.
Kaynaklar:
1)
İhyau
Ulûmi'd-Dîn, İstanbul, 1321, c. 3, s. 363.
2) Hac,
Lütfi
ŞENTÜRK, Diyanet Aylık Dergisi 2000
Şubat
|
|
Tavafta hızlı
yürüyüşün hikmeti
nedir? |
|
Resulullah
(sav) ve ashabı (ra) Mekke’ye, Medine hummasından bitkin düşmüş bir
halde geldiler. Müşrikler şehirde dedikodu yaparak:
-Yarın
buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve
ondan çok ızdırap çekmiş bir kavim gelecek, dediler ve Müslümanların
seyrine bakmak için Hicr’in arkasına oturdular.
Onların hainliğinden vahyen haberdar olan Resulullah (sav),
celadetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlara tavafın ilk üç
şavtında remel
yapmalarını (kısa adımlarla canlı canlı yürümek), iki köşe arasında da
adi yürüyüşle yürümelerini emretti.
Bu hali gören müşrikler,
-Bunlar mı hummanın bitkin düşürdüğünü zannettiğiniz insanlar? Bunlar
falan ve falandan daha sağlammış! dediler.
Resulullah (sav)’ı ashabına (ra) bütün şavtlarda remel yapmalarını
emretmekten alıkoyan şey, onlara duyduğu merhametti.”
(Buhari, bu
rivayette şu ilaveyi kaydeder: “Resulullah (sas) sulh anlaşması yaptığı
sene (umre için) gelince müşriklere kuvvetlerini göstermeleri için
“hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Kuaykıan Dağı
tarafına oturmuş seyrediyorlardı.”)
(Buhari, Hacc 55)
|
|
Teşrik Tekbirleri |
|
"Allahü ekber,
Allahü ekber,
lâ İlâhe illallahü vellahü ekber, Allahü ekber ve Lillahilhamd''
-Teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir.
-Erkek, kadın, misafir,
mukîm, her mükellefe vaciptir.
-Arefe gününün sabahının farz
namazını kılımıyla başlar, Kurban
bayramının dördüncü günü ikindi namazı farzının kılımıyla biter.
-Toplam 23 vakit farz
namaz arkasından teşrik
tedbirleri getirmek herkese vaciptir.
-Tekbirler farz namazın
selamına bitişik olarak bir defa
söylenerek yerine getirilir.
-Teşrik günlerinde namazı
kazaya kalanlar, tekbirleride kaza eder.
-Teşrik günleri dışında
kazaya kalan namaz kılınırsa tekbirler
getirilmez.
-Kadınlar bu tekbirleri gizli
olarak getirirler.
Kaynak:
1) Açıklamalı,
Muamelatlı, En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, İstanbul Eski
Müftüsü, Çile Yayınevi, 1977
2) İlmihal 1, İman ve İbadetler, Türk Diyanet Vakfı,
1999 |
|
|
|
|
|